Yoga dersi vermek sadece fiziksel asanaları öğretmekten ibaret değil.  Yoganın spiritüel bakış açısını tema kurarak derslerinde yansıtabilirsin.

Tema için konu seçmek seni strese sokuyor mu ? Aklında harika bir fikir var ama dile dökmek kısmı tam bir kabus. Ya da başkalarına hayat dersi verir gibi konuşmak bana göre değil diyenlerden misin ?

Derslerde tema oluşturmaya yönelik dört ipucu işine yarayabilir.

1) Kadim öğretileri derse taşıma konusunda aceleci davranma. Kendi hayatını şekillendiren tecrübelerden yola çıkın. Yaşanmışlık en kolay aktarılan ve kulağa en samimi gelendir.

2) Yoga felsefesinden kavramları öğrencilerinle paylaşmadan evvel spiritüel rutininin (Sadhana) bir parçası haline getir. Kendine en az bir ila iki ay tanı. Yoga sadece kavramsal öğretilerden oluşmuyor, bunların kendi yaşamında vücud bulmasına zaman ver. Aşina olmadığın kavramdan bahsetme. Yoksa son maddede yazan duruma düşersin.

3)  Derse başlarken sunduğun temadan, dersin geri kalanında bahsetmeyi ihmal etme.  Üç ila dört pozda temayı hatırlatarak fiziksele indirge. Tema havada asılı kalmasın.

4) Seçtiğin tema, verdiğin dersi destekliyor mu ? Yoksa ağır bir valizi çekerek yola devam ediyor hissini mi yaşıyorsun ? Şayet ikincisi ise tereddüt etmeden sana yük olan temayı bırak ve kaldığın yerden öğretmeye devam et. Seçimini gözden geçirmek için bunu bir fırsat olarak gör.

Dersin sonunda Savasana’dan sonra temayı özetleyen ya da daha akılda kalmasını sağlayan kısa bir hikaye ya da bir şiir okuyabilirsin.

Yoganın bir rekabet aracı olmadığını hatırlatmak için severek okuduğum bir hikayeyi aşağıya bırakıyorum.

En iyi at hangisi ?

Budist metinlerden Samyuktagama Sutra’da dört cins attan bahsedilir. Mükemmel olanlar, iyi olanlar, zayıf olanlar ve kötü olanlar.

En iyi at, kamçının gölgesini bile görmeden, binicisinin isteği doğrultusunda hızlı ve yavaş, sağa ve sola doğru gider; ikinci tür at, birinci tür atla eş düzeydedir, ama kamçı sırtına inmeden önce koşar; üçüncüsü bedenin de bir acı hissettiğinde koşar; dördüncüsü ise yalnızca acı iliklerine işlediğinde koşar.

Shunryu Suzuki, Zen Zihni kitabında, zen çalışmasının amacının bizi en iyi at olacak şekilde yetiştirmek olmadığını, çalışmayı doğru şekilde ve saf bir kalple uygularsak en iyi ya da en kötü at olmanın önem taşımadığını söyler. 

Zen uygulamasında güçlüklerle karşılaşanların, daha çok çaba göstermek zorunda kalanların, daha fazla anlam bulacağını vurgular.

Mükemmel poz, mükemmel meditasyon oturuşu yoktur ama mükemmel çaba vardır. Saf bir kalple, samimiyet içinde, o anki sınırlarının farkına vararak teslimiyete de izin veren çaba mükemmeldir. Shunryu Suzuki’nin dediği gibi; “bazen en iyi atlar, en kötü atlar, en kötü atlar da en iyi atlar olabilirler.”

İyi pratikler dilerim ❤️

Rana Ortan