Balasana’dan Savasana’ya

Doğum, yaşam, ölüm döngüsü hayatın her alanında kendini gösterir. Bu döngü, her yoga pratiğinde de karşımıza çıkar.

Her yoga dersi, bir çan eğrisini andırır. Özetle Balasana’dan Tadasana’ya, Tadasana’dan Savasana’ya doğru yolculuktur. Matın üzerinde adeta hayata gözlerimizi açar, emekler, adım atar, büyümeye başlar, hayatın karmaşık, zor, keyifli yönlerini deneyimleriz.

İnişler, çıkışlar ve geçiş dönemlerinde farklı perspektiflerden bakmayı öğreniriz. Zaman içinde zirve poza gider gibi hayatın içinde hedeflerimize ulaşırız.  Daha sonra alçalmaya doğru geçerek dengeyi bulur ve nihayetinde matın üzerinde ölürüz. 

Bir yoga dersinin akışına baktığımızda;

Açılış, meditasyon, pranayama ve ısınma serileri hayatın başlangıcını temsil eder. Asana, nefes, zihin koordinasyonunu keşfettiğimiz Güneşe Selam Serileri ile büyümeye başlar, ayaktaki pozlar ve denge pozları ile güçleniriz. Ayakta, oturarak, sırt üstü, yüzükoyun farklı pozisyonlardaki pozlar matın üstünde hayata farklı açılardan bakmamızı sağlar. Arkaya eğilmeler sayesinde enerjimiz yükselirken öne eğilmeler içe dönmemize vesile olur. Aldığımız her nefesle merkezden uçlara doğru genişlediğimiz, verdiğimiz her nefesle tekrar merkeze geri döndüğümüz gibi. Seans boyunca zirve poza ya da sekansa ulaşmak için belli bir yol katederiz. Sonrasında zirveden inişe geçer ve zirve pozu dengeleyen ya da ondan beslenmeye devam eden pozlara geçeriz.

Son dinlenme pozu Savasana “mitik ölümdür”. Matın üzerinde doğar, yaşar, ölürüz. Her yoga pratiği hayatın içine yeniden doğmak için bize sunulmuş bir fırsattır. Bu yeniden doğuş hayatın zorluklarını, karmaşasını göğüslememize destek olur.