En iyi at, en kötü at

Budist metinlerden Samyuktagama Sutra’da dört cins attan bahsedilir. Mükemmel olanlar, iyi olanlar, zayıf olanlar ve kötü olanlar.

En iyi at, kamçının gölgesini bile görmeden, binicisinin isteği doğrultusunda hızlı ve yavaş, sağa ve sola doğru gider; ikinci tür at, birinci tür atla eş düzeydedir, ama kamçı sırtına inmeden önce koşar; üçüncüsü bedenin de bir acı hissettiğinde koşar; dördüncüsü ise acı yalnızca acı iliklerine işlediğinde koşar.

Bu atlardan hangisi olmak istersiniz diye sorulduğunda tam olarak anlamamıştım. Çoğu insan gibi en iyi birinci at ya da en iyi ikinci olmak istediğimi düşünmüştüm. Aynı konu, Shunryu Suzuki’nin konuşmalarının derlendiği Zen Zihni kitabında tekrar karşıma çıktı. Bulmacadaki boşluklar yavaş yavaş tamamlanmaya başladı.

Suzuki, Zen çalışmasının amacının bizi en iyi at olacak şekilde yetiştirmek olmadığını, çalışmayı doğru şekilde ve saf bir kalple uygularsak en iyi ya da en kötü at olmanın önem taşımadığını söylüyordu.

Zen uygulamasında güçlüklerle karşılaşanların, daha çok çaba göstermek zorunda kalanların, daha fazla anlam bulacağını vurguluyordu.

Yoga ile olan bağımı düşündüm ve mükemmel, iyi, kötü gibi ayrımların hiçbir anlam ifade etmediği zihnimde netleşti. Mükemmel poz, mükemmel meditasyon oturuşu yoktur ama mükemmel çaba vardır. Saf bir kalple, samimiyet içinde, o anki sınırlarının farkına vararak teslimiyete de izin veren çaba mükemmeldir. Shunryu Suzuki’nin dediği gibi; “bazen en iyi atlar, en kötü atlar, en kötü atlar da en iyi atlar olabilirler.”